
10 11 2009
29 07 2009
kelime oyunları: aile
hemen itiraz etti ismail, "ben çocuk masasında oturmam, ben artık çocuk değilim!", kendince hiç bir zaman çocuk olmadı ki o zaten! ben fazla önemsememiştim bu konuşulanları, nasılsa bir fırsatını bulup annemin kucağına ilişecektim yemek sırasında, kandırırsam rakısından bir damla bile kaçırabilirdim.
üst kattan kuzu dolması kokuları gelmeye başlamıştı bile. ana yemek celal ile şadan'ın, dedemin ve anneannemin göreviydi. çok önceden kuzunun siparişi verilir, alındığı gün iç pilav hazırlanır, doldurulur, tekrar dikilir ve fırınlanır. bir de eğer dedem üşenmemişse midye de doldururdu mutlaka. diğer yemeklerde herkesin parmağı vardır, annem, teyzem, yengem. zeytinyağlılarda hepsinin emeği olur, bolca da ot olmalı sofrada. aman mezeler unutulmasın. peki yemekten sonra neler var? tatlıyı ya annem ya yengem yapar, artık kimin eli değerse...
yedi gibi başladılar gelmeye, şenlikli bir akşam yemeği olacağı kesin. hediyeler var mıydı acaba çocuklar için, herbirimiz gelenlerin ellerine bakıyoruz. sofra şahane görünüyor, önce hoşbeş sohbet her zaman olduğu gibi. herkesin gözü masada ama hemen geçilmiyor. eee bakalım, bir yıl daha bitti muhabbetleri var. sonra birisi "hadi artık" diyor, sofraya geçelim. önce babalar başlıyor oturmaya, sofranın dip kısımlarına yerleştiriliyorlar. onların kalkmaları gerekmeyecek yemek esnasında. dedem başlıyor ufak ufak kadehleri doldurmaya. o sırada "çocuklar" yerleştiriliyor kendi masalarına. ismail gene itirazcı, "güneşle ufuk neden oradalar peki?" diyor teyzeme [iki ablası yani ama onlar bizden büyük ki zaten?]. hemen gidip babasının yanında bir yer ediniyor, hayırlara aldırmadan. amaç belli: ben bir kaçak yuduma razıyım ama o ortak olacak babasına! olsun, yılbaşı akşamı değil mi ki... çocuk masasında dört "çocuk" kalıyoruz her seferinde olduğu gibi. ardından anneannem geliyor elinde kocaman bir tepsi ile, içinde nar gibi kızarmış kuzu dolması. annem kocaman bir bıçakla başlıyor servise. önce gene beylere, onlar zaten başlamışlar yeşillerden mezelerden yemeğe hafiften. sonra gene çocuklara, en son hanımlar alıyor tabaklarını önlerine, onların da doluyor kadehleri. bizlere "cola" var, eniştem getirmiş yine kasa kasa.
kadehler kalkıyor mutluluk ve birliktelik için bir yılbaşı akşamı daha. ben ise yine şanslı hissediyorum kendimi, bu kadar mutlu ve o boyumda bana çok büyük görünen ailemin içinde olduğum için.
15 07 2009
harika
21 01 2009
13 12 2008
kelime oyunları: tesadüf
***
günlerden bir gün evden çıkmaya karar verdi poka, 1.5 yaşına kadar hiç yapmadığı halde. elsa ile birlikte burada yaşamaya başladıklarından beri bir türlü cesaret edememişlerdi kapı dışarı çıkmaya ama sürekli bahçeye çıkan roni'ye özenmiyor da değillerdi. zaten ona cesaret veren de roni olmuştu ama çok da endişeliydi dışarıdaki hayatı yaşama konusunda, roni'nin tüm anlattıklarına rağmen. yine de kararttı gözünü başladı merdivenleri sessizce inmeye. önce frida'yı kolladı en üst basamaktan, tamam, frida köşesinde pinekliyordu tembel tembel ve onu görmemişti. bir kaç basamak, bir iki tane daha, aralık pencerenin önünde bekliyordu onu roni, mırrrrrrr haydi acele et! minik de dışarıdaydı, bahçede kardeşi ile buldukları küçük topu evirip çevirmeye çalışıyorlardı. arada lili'nin de katıldığı bu oyunu oynamayı o kadar çok istiyordu ki o da. elsa'ya sen de gel demişti ama elsa kararlıydı çıkmamaya, pencereden seyretmeye devam edecekti. tam son basamağa gelmişken frida dikti kulaklarını, hissetmişti kendinden habersiz bir şeyler döndüğünü, lili'ye bir göz attı, lili merdivenlerin başında bekliyordu dimdik. pokayı ve diğer kedileri seviyordu lili fridanın aksine, frida ise sadece minik ile arkadaş olabilmişti. diğerleri onun için kovalanacak hedeflerdi hala. lili'nin merdiven başındaki duruşundan fırlaması gerektiğini anladı ve üç bacağı üzerinde kendinden beklenmeyen bir hamle ile atıldı öne doğru. işte ne olduysa o zaman oldu: poka korkudan ne yapacağını şaşırmış bir halde mutfak tezgahına zıpladı. aslında geri kaçabilirdi çünkü eksik bacağı ile frida merdiven çıkamıyordu ama poka bahçeye bu defa çıkamazsa bir daha cesaret toplayamayacağından korkuyordu. tezgahın üzerinde kurulu bir tuzak olduğundan habersiz pencereye ulaşmaya çalışırken patileri az önce dökülmüş olan zeytinyağına bulanınca kaymaya başladı ve kendi etrafında attığı bir kaç turdan sonra, gözleri pencere önündeki roni'yi araken kendini havada uçar buldu. bu gürültüye oyunlarını bırakan minik ve şerpa da koşarak gelmiş cam önene yerleşmişlerdi, gösteriyi kaçırmamak için. elsa ise tüm cesareti ile merdivenin ortasına kadar inerek başını uzatmış, olan biteni anlamaya çalışıyordu. ve o anda olan oldu, poka havadaki uçuşunu tamamladıktan sonra dört patisi ile tam olarak fridanın sırtına inmeyi başarmıştı, frida neye uğradığını şaşırmış, pokayı üzerinden atmaya çalıştıkça poka panikle tırnaklarını daha çok tutturmaya çalışıyordu fridanın sırtına. manzara görülmeye değerdi, lili frida ve pokanın etrafında havlayarak koşuyor, frida kendi etrafında dönerek havlamaya çalışıyor ama ancak garip sesler çıkarabiliyor, poka ise şu aptal frida dursa da kaçabilsem hesapları yapıyordu. ayla'nın içeri girmesi ile herkes onun üzerine atlamakta buldu çareyi. zavallı ayla neler olduğunu anlamadan yerde buldu kendini, tepesinde mırlayan ve vuvlayan kedi ve köpekleri ile birlikte. sonuç fena değildi, frida artık ufak ufak minik dışındakilerle de iyi ilişki kurması gerektiğini anlamış, poka aylanın kucağında dışarı çıkabilmişti. sonra herkes işinin başına döndü, frida pinekledi, poka minik, şerpa ve lili ile top çevirdi, roni pokayı zor da olsa dışarı çıkarmayı başarmış olmanın gururu ile bahçede, elsa ise pokaya uymayıp içeride kaldığına memnun bir halde pencere önünde onları izledi. ayla ise onlarsız hayatının ne kadar sönük olacağını, oysa şimdi yaşadığı keyfi hiç bir şeye değişmeyeceğini düşünerek huzur içinde çayını yudumladı çimlerde uzanırken.
a bu arada "tesadüf" kelimesi bu hikayede geçmiyor ama yine de tesadüfen aklıma geldiği için yazdım:-)
16 11 2008
kelime oyunları: med cezir
10 11 2008
31 10 2008
dostluk ödülü

29 10 2008
cumhuriyet bayramı

çocuklar şarkı söylemektedir, "atatürk yoktu düşman geldi, atarük geldi düşmanı yendi"
29 ekim'de ata'yı ziyaret etmişlerdir anne ve babalarıyla, huzurunda çiçeklerini bırakırlar. sonra der ki biri "ama biz atatürk'ü görmedik ki anne?"
evet der annesi, göremedik canım. atatürk uzun yıllar önce düşmanı yendi ama sonra öldü. şimdi hani o çiçek bıraktığımız yerde yatıyor.
çocuk suratını asar, "çok üzüldüm anne" koşarak kardeşinin yanına gider, onu haberdar eder bu yeni öğrendiği durumdan.
kardeşi de üzülmüştür, "peki atatürk öldüyse şimdi düşmanı kim yenecek anne?"
anne şaşırır, üzülür, bilemez ne diyeceğini. sonra cevaplar "biz oğlum, biz yeneceğiz"
evet atam, kurduğun cumhuriyet'in bekçileri biziz, yeni bekçiler yetiştiriyoruz. "harici ve dahili" tüm düşmanları biz yeneceğiz! kanımızla, canımızla!
15 10 2008
fotoğrafın dili: nereye hemşerim?
fotoğraf: Özlem Özel Gürbüz
bütün hazırlıklar tamamlanıp eşyalar bavullara, bavullar da arabaya yüklendiğinde artık biz de hazırdık yola çıkmaya. ben, kızlar gülay ve evren, ve hakan. defalarca konuştuğumuz bir şeyi yol öncesi huzursuzluğu göze alarak bir daha dile getirdim: "yol haritasını aldık değil mi hayatım?"
sessizlik, iyiye alamet değil. "yol haritası diyorum canım, aldın değil mi bir tane. hani sonra canımız sıkılmasın bir terslik olursa"
"ya ne terslik olacakmış kızım, atlayın bakalım arabaya. yol haritasına ihtiyacım yok benim. zaten her yer levha, ülke sınırlarında kaybolacak değiliz ya!"
hımmm, demek unutmuş harita almayı, yandık ki ne yandık. en son "ne kaybolacakmışız" dediğinde kemer'e giderken soluğu kemer'de almıştık. ama bu kemer pek deniz kıyısında değildi, biraz kuzeyde kalmıştık da gece vardığımızda neye uğradığımızı şaşırmıştık. allahtan çocuklar yoktu yanımızda. ama bu defa kaybolmak istemiyorum. bir harita edinmemiz lazım!
"bak hayatım tamam çok iyi biliyorsun yolları ama yine de bir haritamız olsa, arada benzincilere uğrayalım da soralım karayolları haritaları var mıymış diye, ne dersin?"
"gerek yok, sen şimdi kızları yerleştir de bir an önce çıkalım yola. sabah erkenden oteldeyiz, merak etme"
sabah olmuş yaşasın, neredeyiz acaba? ben de iyi uyumuşum anlaşılan.
29 09 2008
kelime oyunları - beklemek
bize bekliyoruz, evimize
yeni evimize, hani ankara'daki
şimdi evimdeyken yazıyorum bunları, izmir'de
tuhaf bir duygu, evimdeyken evime gelin demek
ama başka evime, evim dediğimde tuhaf gelen yere
oğlanlar mı? onlar çoktan alıştı
yola çıkarken "evimize geri gelecek miyiz?" diyorlar
onlar izmir'de doğmuşuz diyecekler, ama evimiz burası
oysa biz, evimiz izmir ama burada yaşıyoruz diyeceğiz
şimdi oraya evimiz demek için desteğe ihtiyacımız var
orayı ev yapabilmek için kendimize, sıcaklığa ihtiyacımız var
insan evinde sevdiklerini görmek ister
şimdi benim size de ihtiyacım var,
bize gelir misiniz acabaları bir tarafa bırakıp?
bilmiyorum zor demeyip, oğlunla kolkola verip,
bize gelir misiniz? evimize, hani ankara'dakine?
04 08 2008
uyku-suz
insanın uykusu neden kaçar? daha da önemlisi nereye kaçar? hadi bir yere kaçtı diyelim, neden geri gelmez de günlerce gecelerce insanı deli eder?
ben biliyorum aslında neden kaçtığını, kafam her boşaldığında [kafamın boşalması=oğlanların uykuya dalması] başlıyorum ankara'daki evi düşünmeye. artık öyle kara kara da düşünmüyorum. orasını nasıl yapsak? şu duvar ne renk olsa? öbür duvarları da mı yıksak ne? yatağı nasıl yerleştirsek? mutfak ilave ışık ister mi? balkonu hemen mi kapasak sonra mı? ah o avize aklımda kaldı alsak mı almasak mı? eski dolabımı siyah beyaz boyasam da yeni bişey yapsam. yeni fenerler alsam, onlarla bir köşe yapsam. koltukları o tarafa mı koysak bu tarafa mı? yok walla, bu sabırsız beyin sabredemiyor bir ay daha, kafasına göre plan proje çiziyor olmadık saatlerde.
dedim ya mesele neden kaçtığı değil benim uykunun, orası belli, mesele nereye kaçtığı. hani bilsem, tutup kulağından getireceğim evine. kır dizini otur, kov koştur fazlalıkları, bir daha da gitme diyeceğim ama bilmiyorum ki nerede? on gündür yok kendileri, bekliyoruz bakalım gelecek diye. gelmezse işim iş, bir ay daha uyku-suzum!
03 08 2008
kelime oyunları: gölge
21 07 2008
17 07 2008
aklımda kalanlar - bölük pörçük - saçma sapan
"sırrım dostum, senin zihninde! ve sen bugün bunu bilemeden öleceksin!"
kelime oyunları: deniz
14 07 2008
kıskançlık
01 07 2008
boş-dolu
29 05 2008
kelime oyunları: masalcı
son iki cümle ya-pa yayınlarının bir hikaye kitabının başlangış cümlesidir...


